1. Haberler
  2. Siyaset
  3. İslam Dünyasının Derin Uykusu ve Atatürk’ün Uyanışı

İslam Dünyasının Derin Uykusu ve Atatürk’ün Uyanışı

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İslam dünyasının büyük bir kısmı, 17. yüzyıldan itibaren fikri ve bilimsel bir durgunluğa sürüklenerek adeta bir “derin uyku” dönemine girdi. Bu tarihi ataletin en kritik anında, Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden modern Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa ederken, sadece bir ulusu değil, bir zihniyeti de uyandırma vizyonuyla hareket etti.

Peki, bu “derin uyku” ne anlama geliyordu ve Atatürk bu döngüyü nasıl kırmayı başardı? Yaklaşık dört asırdır süregelen bu durgunluk, bilimsel gelişmelerden uzaklaşma, fikir özgürlüğünün kısıtlanması ve dış dünyaya kapanma ile karakterize oldu. Batı dünyası Aydınlanma ve Sanayi Devrimi ile çağ atlar, bilim ve teknikte çığır açarken, İslam medeniyetinin öncülüğünü yapmış coğrafyalar içe dönük çekişmeler ve dogmatik yaklaşımlarla enerjilerini tüketti. Bu süreç, bir zamanlar bilimin ve felsefenin beşiği olan toprakları, dünya sahnesinde geriye düşen bir konuma taşıdı.

İslam Dünyasının Tarihi Durgunluğu ve Osmanlı’nın Akıbeti

İslam dünyasının büyük ve baskın gücü olan Osmanlı İmparatorluğu da bu genel düşüşten nasibini aldı. Yüzyıllarca süren zaferler ve genişlemelerin ardından, 17. yüzyıldan itibaren başlayan duraklama ve gerileme dönemleri, imparatorluğun iç dinamiklerinde ve dış ilişkilerinde derin yaralar açtı. Birçok reform çabasına rağmen, köklü ve kapsamlı bir zihniyet dönüşümü gerçekleştirilemedi. Mevcut yapıyı koruma ve dini dogmaları sorgulamama eğilimi, ilerlemenin önündeki en büyük engellerden biri haline geldi.

Neden Bir Değişim İhtiyacı Doğdu?

  • Fikri ve Bilimsel Gerileme: Medreselerde bilimin dışlanması, düşünsel üretimin duraksaması.
  • Siyasi İstikrarsızlık: Merkezî otoritenin zayıflaması, iç karışıklıklar ve dış müdahaleler.
  • Ekonomik Bağımlılık: Sanayi devrimini kaçırma ve kapitülasyonlar nedeniyle ekonomik olarak Batı’ya bağımlı hale gelme.
  • Çağdaş Medeniyetten Uzaklaşma: Avrupa’da yaşanan reform ve aydınlanma hareketlerinden geri kalma.

Bu koşullar altında, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri, parçalanma ve işgal tehdidiyle geçti. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan ağır şartlı antlaşmalar, Türk milletini ya tamamen bağımsızlığını yitirmeye ya da manda yönetimi altına girmeye zorluyordu. İşte tam bu noktada, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliği ve vizyonu belirleyici oldu.

Atatürk’ün Uyandırıcı Vizyonu: Tam Bağımsızlık ve Çağdaşlaşma

Atatürk, durumun vahametini ve sadece yüzeysel reformlarla kurtuluşun mümkün olmadığını net bir şekilde görmüştü. O, milleti “derin uykudan” uyandırmanın tek yolunun köklü bir zihniyet devrimi ve topyekûn bir çağdaşlaşma olduğunu kavramıştı. Onun liderliğindeki Milli Mücadele, sadece işgalcilere karşı verilen bir savaş değil, aynı zamanda çağdışı zihniyete karşı verilen bir kültür ve medeniyet mücadelesiydi.

Atatürk’ün Temel İlkeleri Nelerdi?

  • Tam Bağımsızlık: Hiçbir devletin himayesi veya mandası altında kalmadan, kendi kaderini tayin etme iradesi. Misak-ı Milli sınırları içinde kayıtsız şartsız egemenlik.
  • Bilim ve Akıl Rehberliği: Düşünce ve bilim özgürlüğünü esas alarak, batıl inanç ve dogmalardan arınmış, aydınlanmış bir toplum yaratma hedefi.
  • Laiklik İlkesi: Devlet işleri ile din işlerinin ayrılması, din ve vicdan özgürlüğünün güvence altına alınması. Bu, devlet yönetiminde aklın ve hukukun üstünlüğünü sağlamak, dini siyasete alet etmeyi engellemek ve herkesin inancını özgürce yaşamasını temin etmek içindi.
  • Çağdaş Medeniyet Seviyesine Ulaşma: Türkiye’yi bilimde, sanatta, eğitimde ve sosyal yaşamda dünyanın en ileri medeniyetleriyle rekabet edebilecek seviyeye yükseltme azmi.

Bu devrimci adımlar sayesinde Türkiye, Batı dünyasının sömürge veya manda yönetimi altına giren diğer birçok İslam ülkesinden farklı bir kader çizdi. Modern, laik ve bağımsız bir Cumhuriyet olarak kendi yolunu açtı. Atatürk, yeni Türk devletini akıl, bilim ve modernleşme eksenine oturtarak, geçmişin hatalarından ders çıkardı ve geleceğe umutla bakabilecek bir ulus yarattı.

Atatürk’ün Vizyonu Neden Bugün Hala Önemli?

Atatürk’ün yüzyıl önce ortaya koyduğu bu vizyon, sadece Türkiye için değil, bugün hala benzer sorunlarla boğuşan tüm İslam dünyası için önemli dersler barındırıyor. Bölgedeki birçok ülkenin hala mezhep çatışmaları, siyasi istikrarsızlık, dış müdahaleler ve bilimden uzaklaşma sorunlarıyla karşı karşıya olduğu göz önüne alındığında, Atatürk’ün tam bağımsızlık, laiklik ve akılcı düşünceye dayalı duruşu, yeniden bir uyanış ve kalkınma reçetesi sunmaktadır. O, bir milleti “derin uykudan” uyandırırken, geleceğe yön verecek sağlam temeller atmıştır.

İslam Dünyasının Derin Uykusu ve Atatürk?

İslam dünyası, 17. yüzyıldan itibaren fikri ve bilimsel bir durgunluğa girerek “derin uyku” olarak adlandırılabilecek bir dönem yaşadı. Mustafa Kemal Atatürk, bu atalet döneminde, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışının ardından modern Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken, tam bağımsızlık, bilim ve akılcılık, laiklik ve çağdaşlaşma ilkeleriyle devrimci bir dönüşüm gerçekleştirdi. Bu sayede Türkiye’yi emperyalist güçlerin manda veya sömürgesi olmaktan kurtararak, İslam dünyasında kendi kaderini tayin eden, modern ve bağımsız bir devlet olarak eşsiz bir yol izlemesini sağladı.

İslam Dünyasının Derin Uykusu ve Atatürk’ün Uyanışı
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dizi izle Erotik Filmler Dizi izle ankara escort ankara escort eryaman escort eryaman escort Antalya Seo tesbih ankara escort Çankaya escort Kızılay escort Otele gelen escort Ankara rus escort
HD Film izle geyve haber Film izle Hemen indir WordPress Temalar kaynarca Haber ferizli Haber Dizi izle
Giriş Yap

Haber Projeksiyon ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin